Hayallerinize Sahip Çıkın 27.11.2018
15 ayrı rekoru ile Guinness kayıtlarına giren Erden Eruç ile macera ruhunu ve kas gücüyle gerçekleştirdiği yolculuklarını konuştuk.


KaslaGit sloganıyla yola çıkan dağcı, denizci ve gezgin Erden Eruç, ülkemizde yetişmiş en önemli maceracılardan biri. Kas gücüyle yaptığı seyahatler ile Guinness kayitlarinda 15 ayrı rekoru bulunan bu ilham verici insana, macera ruhunu neye borçlu olduğunu ve kırdığı rekorları sorduk.
"Babam beni 11 yaşımda Erciyes’e çıkartmıştı. O günden itibaren kendimi dağcı addetmişimdir.Erden Eruç
Macera ruhu hayatınıza ne zaman girdi, çocukluğunuzdan beri maceraya yatkın biri miydiniz?

Çocuk yaşta babam beni spora yöneltmiş ve bana doğa sevgisini aşılamıştı. İlkokula başlamadan yüzmeyi ve kayak yapmayı öğrenmiş, babamla dağlarda kampa çıkmıştım. Babam beni 11 yaşımda Erciyes’e çıkartmıştı. O günden itibaren kendimi dağcı addetmişimdir. Bornova Anadolu Lisesi’nde geçirdiğim hazırlık ve ortaokul yıllarımda biraz delidolu olduğum, o sıralar okulda tırmanmadık ağaç bırakmadığım ve hatta okuldan yürüyerek Yamanlar Dağı’nda o ara yeni inşa edilen televizyon verici kulesine ulaşmayı iki kez denediğim ve her defasında gün ilerleyince, Bornova ilinin arka sırtları olan o dağın eteklerinden geri dönüp akşam yoklamasına yetiştiğim rivayet edilir.



           "Bugüne kadar McKinley, Kosciuszko ve Kilimanjaro halloldu. Geriye çıkılacak Elbrus, Everest ve Aconcagua kaldı."

Bugüne kadar birçok maceranızı Göran Kropp’a adadınız. Onun hayatınızdaki yeri neydi, neden sizin için bu kadar önemli bir figür?

1999 yılında Washington’daki bir bilgi işlem şirketinde danışman olarak çalışırken, ofisteki duvarda asılı duran bir dünya haritasının üzerinde parmağımı sürer, oradan Türkiye’ye kas gücüyle varmak üzere hayaller kurardım. Bu tür fikirlerimi başkalarıyla paylaştığımda aldığım tepkiler, çok geçmeden beni böylesi fikirlerimi herkesin bilmesi gerekmediğine ikna etmişti. Bilenlere danışmalıydım, bu tür yolculukları yapanların tecrübelerinden faydalanmak için kendimi kitaplara verdim. Okuduklarımdan biri de Göran Kropp’un İsveç’ten Nepal’e bisikletle gidip Everest’e tırmanışını anlatan 'Ultimate High' adlı kitabıydı. Bütün dağcılık malzemesini arkasında bir treylerde çekerek o mesafeyi katetmişti. Meşhurdu.
2001 yazında ben artık Seattle’da oturmaktayken Göran oraya bir sunum için geldi. Onunla hayalimi paylaştığımda bana tereddütsüz sorduğu ilk iki soru, 'Ne zaman başlayacaksın?' ve 'Sponsorların var mı?' oldu. Sonra bir süre teması yitirdik. 2002 Eylül ayında bir kaya tırmanışı bahanesiyle tekrar buluştuk, ancak beraber tırmanırken düştü ve hayatını kaybetti. O gün hayatın kısa olduğu bende dank etti. Artık bahanelerle oyalanamazdım. Devrialem hayalimi hayata geçirmeye karar verdim. Göran’ın ölümüdür beni hareketlendiren... Onun anısına Antarktika hariç altı ayrı kıtanın her birinin en yüksek dağına kas gücüyle gidip tırmanmak üzere Altı Zirve Projesi’ni adadım. Bugüne kadar McKinley, Kosciuszko ve Kilimanjaro halloldu. Geriye çıkılacak Elbrus, Everest ve Aconcagua kaldı.
"100 günü denizde geçirdikten sonra 101'inci gün pek farklı değildi. Bunun ötesinde kendisiyle barışık bir insanın denizde verimli vakit geçirmesi mümkündü. Ben denizdeyken daha çok okudum."


312 gün ile denizde en uzun süre yalnız kalan kürekçi rekorunuz var. Yalnızlık zor olmadı mı, hele ki koca bir okyanusun ortasında? Zihinsel olarak nasıl güçlü kaldınız?

Devrialemi başarabilmek için okyanusları aşacak bir tekne edinmeliydim. Londra merkezli Okyanus Kürekçileri Derneği’ni buldum. Bunlar Atlas Okyanusu üzerinde kürek yarışları düzenliyordu ve bu işe uygun kullanılmış bir kayık bulmama yardım ettiler. 2006 bahar aylarında Las Palmas ile Guadeloupe arasını kürekleyerek kürekle okyanus geçen ilk Türk oldum. Gerekli tecrübeyi edindiğime kani olduktan sonra 2007 Temmuz ayında California sahillerindeki Bodega Bay kıyı kasabasından Pasifik Okyanusu’na açıldım. Hedefim Avustralya idi.
Denize açıldıktan sonra benim şansıma, Pasifik’te La Niña iklim şartları oluştu. Ekvator civarındaki rüzgarları şiddetlendiren bu şartlar nedeniyle güneydoğudan esen ticaret rüzgarları beni ekvatorun güneyine bırakmadı ve kayığımı batıya sürdü. 8-9 ayda Avustralya’ya varırım diye denize açılmıştım; ama 10 ay olmuş, ben hala Papua Yeni Gine’nin kuzeyinde nerede karaya çıksam diye çabalamaktaydım. Yanlış mevsimde yanlış yarıkürede kalmıştım, tayfun mevsimi başlamıştı. Tekneyi sudan kaldırmak gerekti. Civarda ton balığı avlayan Filipinli balıkçılardan yardım istedik. 2008 Mayıs ayında, denize açıldığımın 312. gününde gelip beni ve kayığımı toplayıp Filipinlere götürdüler; tayfun mevsiminin ardından topladıkları yere geri taşıdılar. Guinness devrialem kuralları buna izin verdiğinden aynı yerden devam edebildim.

Evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Amacıma ulaşamamış ve onca süre bunu dert edinmiştim. Tek kişilik bir kayıkta kürekle doğanın gücüyle başetmem mümkün değildi. Denize teslim olmuş bir şekilde batıya kürek çekmiş, birkaç adayı tutturmaya çalışmış ama denk getirememiştim. Moralim bozuktu. Ama yine başedebilmiştim. Kayığı istediğim hedefe götürememek ve sonucun ne olacağını bilmemek beni eziyordu ancak kendime günlük mesafe hedefleri koyup onlara ulaştıkça bir nebze şevke geliyordum. Pes etmek bir seçenek değildi, yiyeceğim tükenene kadar devam etmiştim.
Kayıkta yalnızlık beni yormadı; orada belli bir düzen oluşmuş ve alışmıştım. 100 günü denizde geçirdikten sonra 101'inci gün pek farklı değildi. Bunun ötesinde kendisiyle barışık bir insanın denizde verimli vakit geçirmesi mümkündü. Ben denizdeyken daha çok okudum. Kayık denizle birlikte istediğim yönde ilerliyorsa, dinlenmem mümkündü. Günlüğümü doldurup, www.KaslaGit.com sitemize yazılar hazırlıyordum. Email, haberleşme, İLKYAR Vakfı’nın ziyaret ettiği okullarla uydu telefonu kullanarak telekonferanslar derken, günler akıp gidiyordu.


Kırdığınız rekorlar ya da atıldığınız maceralar arasında sizi hem fiziksel hem de zihinsel olarak en zorlayan hangisiydi ve neden?

Bugüne kadar adıma kaydedilen Guinness Dünya Rekoru sayısı 15’i buldu. Kendi kas gücüyle devrialemi başaran ilk kişi ve üç ayrı okyanusu kürekleyen ilk kişi olarak tarihe geçtim. Bunlar azimle ve planlı bir şekilde etap etap başarılan projelerdi. Her safhanın kendine özgü zorlukları vardı.

Avustralya ile Madagaskar arasında gerçekleştirdiğim Hint Okyanusu geçişimin ilk yarısı fiziksel olarak beni en çok örseleyen etap idi. Kış mevsiminde güneybatıdan gelen büyük soluganlar ile doğu ve güneydoğudan esen rüzgarın getirdiği dalgalar örtüşünce çok hırçın bir deniz yapıyor, dalgalar iskele tarafımda dikilip üzerime yıkılıyordu.
Zihinsel olarak en zorlandığım etap ise bisikletle Afrika’yı doğudan batıya geçişim idi. O noktaya kadar Amerikalı eşim Nancy ile birlikte bu projeye adadığımız 230 bin dolarlık bir bütçe açığı oluşmuştu. Sponsor desteği yetersizdi, ayrılık zordu. 'Yeter artık, bırak ve eve dön, sırf bir maceracı değil aynı zamanda bir eşsin' dediğinde ben inatlaşıyordum. Aramızda uydu telefonuyla süren o sürtüşme beni çok yormuştu. Devrialem diye yola çıkmıştım, bitirmezsem harcadığımız onca birikim boşa olacaktı. Sonunda yaptığımız bir büyük pazarlıktı. 2008-2009 dünya finans krizi sırasında sponsorluklar buharlaştığı için zaten Everest ve Elbrus’u pas geçmiş, doğru Afrika’ya yönelmiştim. Devrialemin geri kalan kısmında Güney Amerika kıtasını da pas geçerek Aconcagua çıkışını erteleyecektim. Bir an evvel başlangıç noktasına geri dönüp devrialemi tamamlamalıydım. Böylece bütçe açığını daha fazla artırmayacak, bu işi daha fazla uzatmayacak, tadında bırakacaktık. Öyle de yaptık.

Tümüyle insan gücüne odaklı olarak çalışıyorsunuz. Bazen gücünüz azaldığında ya da zorlu bir meydan okumanın tam ortasında yorulduğunuzda tekrar ayağa kalkacak motivasyonu nereden buluyorsunuz?

Yorulmak ile vazgeçmek arasındaki farkı idrak ettiğimizde, devam edecek gücü bulabiliriz. Yorulmak geçicidir, vazgeçmek ise bir son ifade eder. Yorulan kişi durmak ile devam etmek arasında karar vermek zorundadır. Bir adım daha atmak veya bir yokuşu daha yüklü bisikletimi iterek tamamlamak kararı, koca bir kıtayı aşmaktan daha kolay veriliyor. Bir defa daha küreklere asılmak veya bir gün daha kürek çekmek, uçsuz bucaksız bir okyanusu aşmaktan daha hazmedilir geliyor. Büyük hedefleri makul ara hedeflere bölüp, her ara hedefi tamamladığımda başarıyı tadarak başarıyı alışkanlık haline getiriyorum. Ne kadar yorgun olduğuma bağlı olarak, dinlenmeme izin verecek şekilde birkaç gün boyunca kısa hedefler belirleyip herşeye rağmen başardım diyebilmem mümkün.
Bunun yanında yiyecek, müzik, dinlenme gibi hoşuma giden her şeyi ödüle çevirmem, bunları belli bir çabayı harcamam veya mesafeyi katetmem sonrasında kendime mükafat olarak sunmam sayesinde kendi nefsimi terbiye ediyorum. Elbet arada bir kendi irademle orada olduğumu, kimsenin beni oralarda olmaya zorlamadığını ve bu mücadeleyi severek verdiğimi kendime hatırlatmam gerekebiliyor.
"Hayaller lafla gerçekleşmiyor. 'Ben yaparım' deme cüretini gösteren kişinin, o uzun yolculuğa başlamak cesaretini göstermesi, ara hedefler koyup somut adımlar atması lazım. Başladıktan sonra ise maymun iştahlı olmadan sebat edip sonuca ulaşana kadar vazgeçmemesi gerekiyor."


'Kas Gücüyle Devrialem' projesi bittiğinde neler hissetmiştiniz?

Kas gücüyle devrialem beş sene 11 gün sürmüş, hem maddi hem de manevi olarak eşimle beni çok zorlamıştı. Ufukta bir amaç, arkamda bir dümen, aklımda bir saplantı olarak perçinlenmiş, tamamlanana kadar beni yönlendirmişti. Sözümü tutmuş, büyük bir çabaya imzamı atmıştım. Bu proje tamamlandığında hissettiğim, mutluluğun ötesinde, bir ferahlıktı. O yük omuzlarımdan kalkmıştı ve artık kendime ve eşime odaklanabilecek, akabinde yeni projelere yönelebilecektim. Huzurluydum. Ancak bu uzun sürmedi.

Topluma yeniden intibakta zorlandım. O güne kadar medyadan gördüğüm ilgi çok kısıtlı olduğundan onca rekoruma ve tarihte ilklerime rağmen tanınmıyordum. Yolculuk boyunca yüklü bisikletimle bir kasabaya vardığımda veya sarı kayığımla bir kıyıya eriştiğimde doğal olarak gördüğüm ilginin yerini, yaptıklarımı pazarlamaya yönelik, kişiliğime aykırı suni bir çaba almıştı. Bütçe açığı ve dolayısıyla gelecek kaygısı beni meşgul ediyordu. Arkadaşlarımın çocukları büyümüş, kendileri kariyerlerinde ilerlemiş, ben sanki eskilerde kalmıştım. Uzun bir depresyon döneminin ardından anca kendi kabuğumdan sıyrılabildim, yelken eğitmeni olarak çalışmaya başladım ve severek yaptığım yeni bir uğraş bulduğumdan olsa gerek, yeniden bir nebze iç huzuruna eriştim.

Sizi idol olarak gören ve tıpkı sizin gibi maceralara atılıp rekor kırmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz ne olur?

Naçizane tavsiyem 'Hayallerinize sahip çıkın' demek olacak. O hayaller, geleceğin yeşerdiği bereketli topraklardır. Bu hayalleri sulamak, etrafını çapalamak, başkalarının onların üzerinde tepinmemesi için kollamak gerekir. Fakat hayaller lafla gerçekleşmiyor. 'Ben yaparım' deme cüretini gösteren kişinin, o uzun yolculuğa başlamak cesaretini göstermesi, ara hedefler koyup somut adımlar atması lazım. Başladıktan sonra ise maymun iştahlı olmadan sebat edip sonuca ulaşana kadar vazgeçmemesi gerekiyor. Türk gençlerinin yapamayacağı şey yok. Umarım o rekorları hep beraber izleme şansını ediniriz.

Kaynak: www.redbull.com

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.